başyapıt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
başyapıt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ocak 2014 Çarşamba

Sapık

   Marion Crane, Arizona’da bir emlak ofisinde çalışmaktadır.Bir cuma günü, patronu Marion’a bankaya para yatırması için 40 bin dolar verir.Marion, bu para yardımıyla sevgilisi Sam’le hayal ettikleri hayatı kurabileceklerine karar verir ve parayı çalarak Sam’le buluşmaya gider. Yolda Bates Motel’de konaklamak zorunda kalır. Moteli işleten Norman Bates, annesiyle saplantısı olan genç bir adamdır. Beraber akşam yemeği yerler ve Marion odasına çekilir ve yatmadan önce duş almaya karar verir…
Sinema tarihinde adından ünlü “duş sahnesiyle” söz ettiren, türünün en önemli örneklerinden Sapık, Alfred Hitchcock’un başyapıtlarından biri olarak kabul edilir…

   Bu filmin efsane olmasının en büyük sebebi tipik bir alfred hitchcock filmi olmasıdır; gerilim, tempo ve oyunculuklar muhteşem kalitede. sahne seçimleri, çekim mekanları eşsiz. günümüz itibarıyla kült bir psikolojik – gerilim filmi. özellikle son sahnede doktorun yaptığı psikolojik çözümleme sinema tarihine geçmiş sahnelerin arasındadır. kendisinden sonra defalarca çekilmiş ve onlarca filme esin kaynağı olmuş bir yapım. bu tarzın meraklılarının kaçırmaması gereken bir film...

Saygılarımla
Eray Eliçora


30 Kasım 2013 Cumartesi

Zamanda Yolculuk

   63 dakikalık bu belgeselde yönetmen Andrei Tarkovsky’nin Nostalghia filminin hazırlıkları için İtalya’da yaptığı yolculuklar incelenmektedir…
Tarkovsky’nin bu belgeselinde ünlü İtalyan senarist Tonino Guerra ile birlikte, çekmeyi planladığı ”Nostalgia” filmi için araştırma yapmak için İtalya gezisindeki gözlemleri anlatılmaktadır. Bu seyehatte Tarkovsky, filmdeki ana karakter olan 18. yüzyıl şairi gibi davranır. Bu süre zarfında Guerra, usta yönetmeni bir şair olarak yaptığı işi ve geçmişini yansıtmaya çalışmaktadır.
Sonuç ‘Nostalghia’, bir başyapıt olacaktır…

Saygılarımla
Eray Eliçora


29 Ekim 2013 Salı

Kanlı Taht İle Sinemanın İmparatoru Akira Kurusawa Sinemasına Giriş

      Akira Kurosawa’nın “Macbeth”i ortaçağ feodal Japonyasına uyarlanmıştır. Sonuçta ortaya esas adı “Kumonosu Jo” olan, Throne Of Blood isimli başyapıt çıkar. İmparatorluk-Derebeylik içindeki hırs mücadelesini işleyen film daha sonra çektiği “Ran” ile büyük benzerlikler taşıyor. Kurosawa’nın karakter çizme ve onları yansıtmadaki başarısını göz önüne alırsak, bu film için Polanski’nin “Macbeth”inden sonra gelebilecek en iyi uyarlama diyebiliriz. Japon folkloru ile Shakespeare’i kaynaştıran Kurosawa, İskoçyadaki cadı inancının dışına çıkarak filmde kötü orman ruhlarını kullanmak gibi kimi değişikliklere gitmiştir. Duman, yağmur, rüzgar gibi öğeleri özellikle atmosfer yaratmak için başarıyla kullanmıştır…


Saygılarımla
Eray Eliçora