korku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
korku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2014 Pazar

Patlama

   Jack Terri, yetenekli bir ses teknisyenidir. Hayatını korku filmleri için eşsiz sesler kaydederek kazanmaktadır, fakat bir gün elinde olmadan içinde başkan adayının bulunduğu ve hayatını kaybettiği bir otomobil kazasının sesini kayda alır. Aynı otomobilde başkan adayının genç ve güzel metresi Sally’de vardır ve ağır yaralanmıştır. Jack bir anda kendini, filmlerini aratmayacak kadar gizemli ve korku dolu bir hayatın içinde bulur. Bu skandal tıpkı bir şok dalgası gibi hükümetin üst düzeylerini de etkileyecektir…

   Braın De Palma,Amerikan toplumunda siyasetın nasıl kırlendığını,insanların menfaatlerı için etik dışı bir çok yola basvurabileceğini ,iyi insanların azınlıkta olduğunu,seks ticaretının çok rahatca yapılabildiğini ve bunu da yaparken siyasete de rahatca bulasabileceğini,fakir haklın daha temız ve sade bir hayat yasamaya calıştıgını aşkın umutsuzca filizlenmeye calıştığını bizlere anlatıyor.Filmlerinde daha çok suc teması on planda olan yönetmen aşkı ve sonu mutsuz aşkı sıkca işliyor.

Filmin Yönetmeni: Brian De Palma
Filmin Türü: Polisiye, Gizem, Gerilim
IMDB Puanı: 7.2
Yapım Yılı: 1981
Ülke: ABD
Yayınlanan Tarih: 24 Haziran 1981
Senaryo yazarı: Brian De Palma, Bill Mesce Jr

Saygılarımla
Eray Eliçora


1 Ekim 2013 Salı

Yedinci Mühür

       Şövalye Antonius Block ve silahtarı haçlı seferinden evine dönmektedir. Her ikisinin de moralleri çok bozuktur. Ülke içinde ilerledikçe vebanın izleri ile karşılaşırlar. Şövalye, Kutsal Topraklara inanç dolu genç bir adam olarak gitmiş fakat şüphe ve belirsizliğin azabı içinde geri dönmüştür. Acaba Tanrı yok mu? Bu düşünce onun için dayanılmazdır. Yine de yaşamla ilgilidir. Ölüm aniden karşısına çıktığında şövalye süre kazanmak için Ölüm’e bir satranç partisi önerir. Artık inanmak değil bilmek istemektedir…
       Yedinci Mühür, kıyamet tehdidi altında yaşamın anlamını çözmeye çalışan yalnız bir adamın çarpıcı bir portresidir. Film, inanç sistemlerinin erozyona uğradığı, nükleer bir kıyametin gündelik tehdit olduğu 1950’lerin dünyasında insanlığın hangi değerlere sarılması gerektiğini sorgular. Bu özelliğiyle yeni bir tür varoluşçu sinemanın da ikonu olmuştur…

        Kilise,dinsel dogmalar, inanç, ölüm ve hayatın anlamsızlığı, aile yaşamı, mutluluk ve kimlik arayışına ontolojik bir perspektif. Orta çağ korkularıyla vardır ve dogmalarla beslenir. Kendini ve hayatı sorgulayan Şövalye Antonius Block’un ölümle satrancı. Tanrı bir varsayımdır ve Tanrıyı öldüren insanın açmazlarını, çıkmaz sokak olan ölümün labirentlerinde dolaşmasını anlatır. Papazın oğlu olan Bergman çocukluğuna dair izleri takip ediyor güvenli olmayan dar patikalarda bizleri dolaştırıyor. Savaşın anlamsızlığı ve kendi var olma mücadelemiz arasındaki yaman çelişki….Metafizik sorunsalı varoluşçuluğa ilerlerken….Yüzyılın filmleri arasında olduğunu belirtmeden bitirmeyelim...


29 Eylül 2013 Pazar

İran'da Kadın Olmak

            Tahran’da bir kadın arabasıyla yola çıkmıştır. Arka arkaya arabaya binenler aracılığı ile bir kadının yaşamını ve İran’da yaşayan kadınların dünyasını tanımaya başlarız. Sürücü ile konuklar arasında geçen her diyalog, on bölümlük filmin bir parçasını oluşturur. Arabada gerçekleşen konuşmalar, kadınların aile yaşamlarına ve toplumda kendilerini ifade etme çabalarına ışık tutar…
            İran sinemasının en önemli yönetmenlerinden Abbas Kiarostami’nin imzasını taşıyan film, sıradışı anlatımı ve öyküleriyle dikkat çekiyor. Gösterildiği festivallerde yoğun ilgi gören yapım, bizde de İstanbul Film Festivali’nde gösterilmişti. İran sinemasını yakından takip edenlerin kaçırmayacağı film, tüm dünyanın beğenisini kazanan güçlü bir sinemayı keşfetmek için de önemli bir adım…

            İran'da kadın olmak ya da olmamak.Varsınız-yoksunuz,her ikisininde levelinin tabana vurduğu bir durumdur.Seslenmek-sesinizin duyulmaması.Konuşmak istemek-konuştuğunuzun kaidesinin olmaması.Yazmak-yazdıklarınızın okunmaması ve de aşağılanması.Tek suçudur kadın olmak.Kadınların her şeyden önce insan olduklarının unutulduğu ya da önemsenmediği toplumların tarih sahnesinde hep kara listede kalacakları tartışmasız.Oysa bir kadının önemsendiği takdirde,kendisine olan güveninin tam yerinde olduğu takdirde neler başarabileceğini,neler yapabileceğini keşke bilinebilseydi.Belki de bunu çok iyi biliyorlar ve bunun bariz bilincindeler.Kadının başarabileceklerinden korktukları için kendi hegomanyalarına bir tehdit unsuru olarak gördüklerinden bu doministik oyunu sürdürme emellerinde kararlılar.Buraya kadar kadın sömürüsünü konumuz Abbas hocamızın Ten filmi olduğu için İran merkezli yazdım.Aslında Abbas Kiarostami'de İran üzerinden tüm dünyada varlığını sürdüren ataerkil düzeni eleştirmiştir.Ataerkil mentalitesinin kadını b-plus bir lige sokması ve bunu İslami mentalitenin dayatması gibi gösterilmesi de ayrıca düşünülmesi gereken bir durum.İ.Ö yüzyılda kız çocuklarının diri diri gömüldüğünü ve İslamiyetin gelişiyle bu cahiliye döneminin bittiği,tarih boyunca kadının önemsendiği bir dönem olduğu çok sahih kaynaklarda mevcut.Kadının 2. sınıf bir konumda olduğunun sırf İran ya da bazı Arabi ülkelere hatta İslam coğrafyasına özgü bir durummuş gibi lanse edilmesi de tamamen kapitalist sistemin bir oyunudur.Burada bir taşla iki kuş vurulmak planlanmıştır.Uyanık olup,gerçeği görmekte yarar vardır.Ataerkillik bütün dünya ülkelerinde yaygın olan bir durumdur.Kadın iyi eş,iyi ev hanımı,cinsellik gibi stereotiplere yerleştirilmiş ve sömürü çarkının en önemli bir parçası konumundadır.