Her biri kendi içinde kaybolmuş karmaşık ruhların ilşkisini son demlerinde bile çok güçlü diyaloglarla anlatmış Bergman. Birlikteyken bile birbirlerine uzak karakterlerin arasındaki ulaşılmazlığı trajik bir aile hikayesi etrafında iyi örmüş. Varoluşa özgü bilmecemsi durumlarla ilgili çok derin sorular sorduruyor. Bergman’ın eskimezliği üzerine de düşündürücü bir film, tıpkı müzikleri gibi…
Ingmar Bergman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ingmar Bergman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 Ekim 2013 Pazartesi
Saraband
Boşanmalarının üzerinden yıllar geçmesine rağmen görüşmeye devam eden Marianne ve Johan, genç sevgilisi Paulina ile evlenen Johan’ın, ‘Henrik’ adında bir oğlu olmasından sonra bir daha görüşmemişlerdir. Şehir dışında, orman içinde, tek katlı bir evde yalnız başına yaşayan Johan, kendisini ziyarete gelen Marianne’yi görünce mutlu olur…
Her biri kendi içinde kaybolmuş karmaşık ruhların ilşkisini son demlerinde bile çok güçlü diyaloglarla anlatmış Bergman. Birlikteyken bile birbirlerine uzak karakterlerin arasındaki ulaşılmazlığı trajik bir aile hikayesi etrafında iyi örmüş. Varoluşa özgü bilmecemsi durumlarla ilgili çok derin sorular sorduruyor. Bergman’ın eskimezliği üzerine de düşündürücü bir film, tıpkı müzikleri gibi…
Her biri kendi içinde kaybolmuş karmaşık ruhların ilşkisini son demlerinde bile çok güçlü diyaloglarla anlatmış Bergman. Birlikteyken bile birbirlerine uzak karakterlerin arasındaki ulaşılmazlığı trajik bir aile hikayesi etrafında iyi örmüş. Varoluşa özgü bilmecemsi durumlarla ilgili çok derin sorular sorduruyor. Bergman’ın eskimezliği üzerine de düşündürücü bir film, tıpkı müzikleri gibi…
Etiketler:
boşanmak,
evlenmek,
film,
genç sevgili,
görüşme,
Henrik,
Ingmar Bergman,
Johan,
Marianne,
mutlu olmak,
orman,
Paulina,
Saraband,
şehirdışı,
yalnız yaşayan,
yıllar geçti
Yer:
İstanbul, Türkiye
27 Ekim 2013 Pazar
Gezgincilerin Gecesi
Albert evli ve çocuklu gezici bir sirk sahibidir. Anne adında sirk çalışanı ile de aşk yaşayan Albert, karısı ve çocuklarını yıllardır görmemiştir. Bir zaman karısı ile birlikte yaşadığı kasabaya gösteri için geldiklerinde karısı ile görüşmek ister. Anne ise aynı kasabanın tiyatrosunda çalışan bir tiyatrocu ile görüşmeye başlamasının ardından olaylar gelişir…
Oradan oraya savrulan ve beklediği insanca saygıyı bulamayan hayatlar… Özellikle sirkin yaşlanmaya başlayan sahibini mercek altına alan Bergman, insanın kaderini kabul etmekle etmemesi arasındaki gerilimi imlemiş. Sirk sahibi onca bunalımın sonunda küçümsediği hayatının kendi hücrelerine kadar sinmiş olduğunu ve bunda da bilgece bir güzellik olduğunu fark ediyor. Gitmek mi zor kalmak mı zor Bergmanca açılmış bir pencere…Melodramın ağlak sularına kapılmayan gizli bir cevher bu film.
Oradan oraya savrulan ve beklediği insanca saygıyı bulamayan hayatlar… Özellikle sirkin yaşlanmaya başlayan sahibini mercek altına alan Bergman, insanın kaderini kabul etmekle etmemesi arasındaki gerilimi imlemiş. Sirk sahibi onca bunalımın sonunda küçümsediği hayatının kendi hücrelerine kadar sinmiş olduğunu ve bunda da bilgece bir güzellik olduğunu fark ediyor. Gitmek mi zor kalmak mı zor Bergmanca açılmış bir pencere…Melodramın ağlak sularına kapılmayan gizli bir cevher bu film.
Etiketler:
Albert,
Anne,
çocuklu,
evli,
film,
Gezgincilerin Gecesi,
gezici sirk,
gösteri,
Ingmar Bergman,
karısı,
kasaba,
melodram,
tiyatro
Yer:
İstanbul, Türkiye
26 Ekim 2013 Cumartesi
Bakire Pınarı
Ingmar Bergman’ın uluslararası alanda en prestijli ödülleri kazandıran film, İsveç’in paganizmi bırakıp Hıristiyanlığı kabullendiği sancılı dönemde geçer…13. yüzyıla ait bir baladdan yola çıkılarak senaryosu yazılan film, ortaçağda geçen sarsıcı bir intikam hikayesi anlatıyor. Koyu hristiyan ailesi tarafından kiliseye gitmekle görevlendirilen bir genç kız, yolda tecavüze uğruyor ve öldürülüyor. Olayın ardından bir eve sığınan tecavüzcüler burada kızın ailesiyle karşılaşıyor ve kanlı bir şekilde yok ediliyorlar.Ingmar Bergman’ın az bilinen yapımları arasında olan Jungfrukällan, kanlı intikam hikayesi ile modern korku filmlerine ilham verdi. Usta yönetmen bu filminde masumiyet, hırs, paganizm ve dini inanç gibi kavramları tartışıyor.
Kötülüğün doğası, tekinsizlik ve mistik işaretler üzerine çok katmanlı bir film. İnsanın kötülüğün karşısındaki çaresizliğini trajik bir biçimde ödemesini ve şeytanileşmesini de anlatıyor. Sonunda babanın yaşadığı inanç krizi ise mucizeyle umuda çark ediyor. Filmde kötülükten payını almayanlarsa çocuk, vahşi ve düzen dışı diye horlanan kadın ve hizmetkarlar; bunda da düşündürücü alt anlamlar var...
Kötülüğün doğası, tekinsizlik ve mistik işaretler üzerine çok katmanlı bir film. İnsanın kötülüğün karşısındaki çaresizliğini trajik bir biçimde ödemesini ve şeytanileşmesini de anlatıyor. Sonunda babanın yaşadığı inanç krizi ise mucizeyle umuda çark ediyor. Filmde kötülükten payını almayanlarsa çocuk, vahşi ve düzen dışı diye horlanan kadın ve hizmetkarlar; bunda da düşündürücü alt anlamlar var...
Etiketler:
Bakire Pınarı,
film,
hikaye,
Hristiyanlık,
Ingmar Bergman,
intikam,
İsveç,
ortaçağ,
ödül,
ölüm,
paganizm,
prestij,
sancılı dönem,
senaryo,
tecavüz,
uluslararası
Yer:
İstanbul, Türkiye
25 Ekim 2013 Cuma
Düşler
Filmde bir moda fotoğrafçısı ve modelin hayallerine ulaşma çabaları anlatılmaktadır. Stockholm’de yaşayan Suzanne bir moda fotoğrafçısıdır. Göteborg’da karısı ve çocukları ile oturan evli sevgilisini özlemektedir. Suzanne sevgilisine daha yakın olabilmek için yeni bir iş bulur…Öte yandan Suzanne’ın birlikte çalıştığı genç fotomodel Doris çekim için gittiği Göteborg’da orta yaşlı bir adamla tanışıp tutkulu bir ilişki yaşayacaktır…İki kadının da bu iki erkeğe bağlanmalarının altında yatan şey ise kadınların hayallerine bu iki adamla ulaşabilecekleri gerçeğidir. Moda fotoğrafçısı güçlü karakterli olgun bir kadındır, erkeği ise onun yanında ondan daha güçsüz ve savunmasız olmalıdır. Bu yüzden iflasın eşiğine gelmiş maddi olarak bir kadına bağlı yaşamaktan gocunmayacak, karısından çekinen bir erkeğe tutkuyla bağlanmıştır. Model olan kadın ise parayı, ünü ve lüks hayatı hayal etmektedir. Bunun için de ona çok beğendiği pahalı elbise ve inci kolyeyi gözünü kırpmadan alabilen zengin ama yaşlı birini tercih eder. Ancak iki kadını da hayallerine gittikleri yolda başka iki kadın beklemektedir. Evli olan adamın karısı ve yaşlı olan adamın kızı…
24 Ekim 2013 Perşembe
Persona
Bir hemşire, konuşmayı reddeden, herhangi bir psikolojik rahatsızlığı olmamasına rağmen çevresiyle iletişimi tamamen kesmiş bir aktristin bakımını üstlenir. İkisi bir yazlıkta birlikte zaman geçirirken, birinin sessizliği nedeniyle açılan kışkırtıcı ve korkutucu kişilik çukuruna hemşirenin karakteri düşer ve kendini en ince detayları ile açık etmeye başlar. Ve bir süre sonra hemşirenin kendi karakteri yok olup tamamen aktristin karakteri içinde eriyerek şekil değiştirir…1966 yılından sonraki sinemayı en çok etkilemiş ve hatta onu bizzat yaratmış olan filmlerden biri Persona. Ama burada örneğin bir Potempkin Zırhlısı ya da bir Metropolis gibi ancak miras kağıtlarındaki yazı olabilecek, yapacağını yapmış sonra da hükmünü uzun zaman önce kaybetmiş bir anlatı göremezsiniz. Bergman’ın Persona’sı, bugün bile tüm yönetmenlerin hayalini süsleyebilecek ve yapıldığı anda tüm dünyanın önünde eğileceği gerçek sinema anlatısıdır. Yapıldığı yıl bir kesimin takdirini toplamakla birlikte çok büyük bir kesim tarafından da acımasızca eleştirilmişti. Ne var ki sonrasında kuralları koyan filmlerden biri oldu…
Einstein 9 yaşına kadar konuşamamıştı ve doktorlar onun beyninin bu suskunluk zamanlarında büyük bir gelişime uğradığını sonradan açıklamışlardır.” Söz gümüşse sükut altındır” sözü biz de de suskunluğun bir erdem ve olgunluk olduğunu göstermiyor mu? Toplum olarak konuşmayı severiz yerli yersiz konuşuruz. Sessiz içsel yolculuklarımız azdır ; sessizliği ve susup düşünmeyi sevmeyiz. Bu film sessizlik hakkında, sessizliğin düşüncelerle uzayıp gittiği anlarla ilgili… Zaman zaman sembolik anlatım ve görüntülerle süslü bir film...
Einstein 9 yaşına kadar konuşamamıştı ve doktorlar onun beyninin bu suskunluk zamanlarında büyük bir gelişime uğradığını sonradan açıklamışlardır.” Söz gümüşse sükut altındır” sözü biz de de suskunluğun bir erdem ve olgunluk olduğunu göstermiyor mu? Toplum olarak konuşmayı severiz yerli yersiz konuşuruz. Sessiz içsel yolculuklarımız azdır ; sessizliği ve susup düşünmeyi sevmeyiz. Bu film sessizlik hakkında, sessizliğin düşüncelerle uzayıp gittiği anlarla ilgili… Zaman zaman sembolik anlatım ve görüntülerle süslü bir film...
Etiketler:
aktrist,
Einstein,
film,
hemşire,
Ingmar Bergman,
iletişimi kesik,
kişilik,
kural koyan,
persona,
psikolojik rahatsızlık,
Sessizlik,
sinema anlatısı,
yazlık,
zaman geçirmek
Yer:
İstanbul, Türkiye
23 Ekim 2013 Çarşamba
Bir Yaz Gecesi Gülümsemeleri
Frederik Egerman dul bir avukattır. Oğlu Henrik teoloji okumaktadır ve babasının yaşama karşı tavrı onun mistisizmi ile hiç uyuşmamaktadır. Frederik oğlu ile hemen hemen aynı yaşta olan Anne ile evlenmeye karar verir. Anne’in gençliği ve sırdaşı olan hizmetçisi Petra’nın çekiciliği Henrik için başka bir huzursuzluk kaynağı oluşturur.Her şey Frederik’in eski sevgilisi Desiree ile buluşması ile başlar. Bu buluşma Malcolm’un gelmesi ile bozguna uğrar. Fakar Desiree kararlıdır. Frederik’i elde etmeyi aklına koymuştur. Annesinin yardımı ile hem Frederik’i hem de Malcolm’u aileleriyle birlikte kır evlerine davet etmeyi başarır. Gece yemek masası çevresinde başlar ve çiftler aşkın ve rastlantıların sonunda bir araya gelirler. Henrik babasının yeni eşi Anne ile aşkı keşfeder. Malcolm’un eşi ise kocasını kıskandırmak için Frederik’e ilgi göstermektedir ve bu ilgi iki erkeği rus ruletine kadar götürür. Malcolm yine de karısı Charlotte ile birlikte olur. Desiree ise amacına ulaşmış ve yeniden çocuğunun babası Frederik’i kazanmıştır…
Etiketler:
Anne,
avukat,
Bir Yaz Gecesi Gülümsemeleri,
Charlotte,
Desiree,
dul,
evlenmek,
film,
Frederik Egerman,
Ingmar Bergman,
kıskanmak,
Malcolm,
mistisizmi,
oğlu Henrik,
teoloji
Yer:
İstanbul, Türkiye
22 Ekim 2013 Salı
Bir Evlilikten Manzaralar
Marianne ve Johan’ın on yıllık evliliklerini masaya yatıran film, çiftin ayrılıklarını, evlilik dışı ilişkilerini, barışıp yeniden ayrılmalarını ve en nihayetinde de boşanmalarını konu ediyor. Boşandıktan sonra bile birbirinden kopamayan Marianne ve Johan çiftinin her görüşmeleri ayrı bir kavgayla sonuçlansa da birbirlerine olan sevgileri şartlar ne olursa olsun galip geliyor. Film evlilik hayatıyla ilgili çok önemli kelamlar ederken aynı zamanda izleyiciyi psikolojik olarak Marianne ve Johan’ın ilişkisine hapsediyor…
Etiketler:
ayrılık,
barışmak,
Bir Evlilikten Manzaralar,
boşanma,
çift,
dışı,
film,
galip,
hapsetmek,
Ingmar Bergman,
ilişki,
Johan,
kavga,
konu,
Marianne,
psikolojik,
sevgi,
yıl
Yer:
İstanbul, Türkiye
21 Ekim 2013 Pazartesi
Çığlıklar Ve Fısıltılar
Karin ve Maria, ölüm döşeğindeki kız kardeşleri Agnes’e yardımcı olmak için bir araya gelirler. Ancak merhamet dolu geçmesi planlanan bu buluşma, kardeşler arasındaki kıskançlık ve bencillikle gölgelenir. Kanserin pençesinde kıvranan Agnes, kız kardeşlerinin ufak hesaplarının ötesinde, yaşadığı hayatın bir değerlendirmesini yapar ve geçmişiyle baş başa kalmayı seçer…Karin ve Maria son günlerini yaşamakta olan Agnes’e destek olmak bir yana kendi dünyalarındaki çığlıklardan Agnes’in fısıltılarını bile duyamazlar. Kardeşler her ne kadar iç seslerine kulak verseler de kaybettikleri hassasiyeti kazanmaları imkansizdir. Ingmar Bergman bu filmiyle insanın ölümle yüzleşmesi halinde bile kurtulamadığı anlamsız bencilliğini ve kinini güçlü bir şekilde sahneye taşıyor…
Etiketler:
Agnes,
bencillik,
Çığlıklar Ve Fısıltılar,
değerlendirme,
film,
Ingmar Bergman,
iç ses,
kanser,
kardeşler,
Karin ve Maria,
kıskançlık,
kız kardeş,
merhametsiz,
ölüm döşeği,
yardımcı
Yer:
İstanbul, Türkiye
20 Ekim 2013 Pazar
Neşeye Doğru
İsveç Devlet Orkestrası’na aynı gün iki yeni müzisyen katılmıştır. Marta ve Stig adlarındaki müzisyenler, aynı gün orkestraya katılmalarına rağmen birbirlerini tanımamaktadırlar. Çok geçmeden tanışan çiftin arasında bir elektriklenme olur ve Marta, Stig’i doğum günü partisine davet eder.Maria için peluş ayı alan Stig, partide genç kadına dair pek hoş olmayan bir takım şeyler duyar. Marta’ya karşı ön yargılı olan Stig, sızar ve geceyi genç kadının kanepesinde geçirir.Sabah uyanınca gitmeye niyetlenen genç adam, Marta’yla ilk defa sohbet etme imkanı bulur ve çift, birbirlerine aşık olurlar.Ancak…
Her zaman ilgi çekici ol. Seyirci benden bir duyuş, bir duygu, bir neşe, yeni bir canlılık bekleme hakkına sahiptir. Bunun için her yol mübahtır, başarısızlık yolu dışında. Kendi kendine karşı dürüstlük ve baş dönmesi, esinimiz için gerekli olan şeylerdir.İnsan yüzü, çalışmamızın çıkış noktasıdır. Kamera tümüyle nesnel bir gözlemci gibi yaklaşmalıdır ona. Aktörün en güzel ifade aracı bakışıdır.”diye sesli düşünür Bergman. Neşeye Doğru da olsa bu bir Bergmanvari gülümseme (içten ama doğal) dramatik bir trajedidir.Devlet sanatçısı(tiyatrosu, operası,balesi) olur mu? Bu yaratımı nasıl etkiler ya da engeller mi? Kesinlikle dramatik bir kadın duygulanımı…Bir yönetmenin dediği gibi:"Parmağımı kestiğimde bu bir trajedidir. Açık bir lağım çukuruna düşüp öldüğümde bu bir komedidir."...
Her zaman ilgi çekici ol. Seyirci benden bir duyuş, bir duygu, bir neşe, yeni bir canlılık bekleme hakkına sahiptir. Bunun için her yol mübahtır, başarısızlık yolu dışında. Kendi kendine karşı dürüstlük ve baş dönmesi, esinimiz için gerekli olan şeylerdir.İnsan yüzü, çalışmamızın çıkış noktasıdır. Kamera tümüyle nesnel bir gözlemci gibi yaklaşmalıdır ona. Aktörün en güzel ifade aracı bakışıdır.”diye sesli düşünür Bergman. Neşeye Doğru da olsa bu bir Bergmanvari gülümseme (içten ama doğal) dramatik bir trajedidir.Devlet sanatçısı(tiyatrosu, operası,balesi) olur mu? Bu yaratımı nasıl etkiler ya da engeller mi? Kesinlikle dramatik bir kadın duygulanımı…Bir yönetmenin dediği gibi:"Parmağımı kestiğimde bu bir trajedidir. Açık bir lağım çukuruna düşüp öldüğümde bu bir komedidir."...
Etiketler:
aşk,
çift,
davet,
Devlet Orkestrası,
doğum günü,
elektriklenme,
film,
gece,
Ingmar Bergman,
İsveç,
Maria,
Marta,
müzisyen,
Neşeye Doğru,
ön yargı,
parti,
peluş ayı,
sızmak,
Stig,
tanışmak
Yer:
İstanbul, Türkiye
19 Ekim 2013 Cumartesi
Liman Kenti
Çocukluğundan beri ilgisiz annesi ve sinir hastası babasının şiddetli kavgalarına maruz kalan Berit, ergenlik dönemine girdiğinde, kavgalardan uzak durmak için eve geç saatlerde gelmeye başlar. Kendini kontrol edemeyen babaya karşın, bir ‘anne’ ve ‘kadın’dan başka her şey olmayı başaran annesinin yalancılığı ve sevgisizliğinin yüküyle evden kovulan Berit, tesadüfen tanıştığı bir adamla birlikte yaşamaya başlar.
Bir kaç haftaya kalmadan Berit, kayıp ilanları sayesinde bulunur. Annesinin isteği üzerine ıslahevine gönderilir ve tek çocuklu bir aileye evlatlık verilir. Ailenin oğlan çocuğu, Berit’e aşık olur ve Berit, evden gönderilir. Sevdiği erkekten ayrılmak zorunda kalan Berit, hayatın karanlık yüzüne bakmaya devam ettikçe, yaşamanın anlamsız olduğunu düşünür ve kendini denize atar; kurtulur.
Tekrar ailesinin yanına dönen Berit, uzun bir deniz yolculuğunda olan babasının yokluğunda, gergin bir sevgisizliğin hüküm sürdüğü annesiyle aynı evde yaşamaktadır. Kısıtlanan özgürlüğü, Berit’i uçuruma sürüklerken, hayatına giren Gösta, O’na hiç tatmadığı sevgiyi ve kadınlığın en kutsal duygularıyla tanışmasını sağlayacak; Berit’i ‘gerçek anlamda’ hayata döndürecektir…
Bir kaç haftaya kalmadan Berit, kayıp ilanları sayesinde bulunur. Annesinin isteği üzerine ıslahevine gönderilir ve tek çocuklu bir aileye evlatlık verilir. Ailenin oğlan çocuğu, Berit’e aşık olur ve Berit, evden gönderilir. Sevdiği erkekten ayrılmak zorunda kalan Berit, hayatın karanlık yüzüne bakmaya devam ettikçe, yaşamanın anlamsız olduğunu düşünür ve kendini denize atar; kurtulur.
Tekrar ailesinin yanına dönen Berit, uzun bir deniz yolculuğunda olan babasının yokluğunda, gergin bir sevgisizliğin hüküm sürdüğü annesiyle aynı evde yaşamaktadır. Kısıtlanan özgürlüğü, Berit’i uçuruma sürüklerken, hayatına giren Gösta, O’na hiç tatmadığı sevgiyi ve kadınlığın en kutsal duygularıyla tanışmasını sağlayacak; Berit’i ‘gerçek anlamda’ hayata döndürecektir…
Etiketler:
anlamsız,
aşk,
baba,
Berit,
ergenlik dönemi,
ev,
film,
geç saat,
Gösta,
Ingmar Bergman,
ilgisiz anne,
kısıtlı özgürlük,
Liman Kenti,
sinir hastası,
şiddetli kavga,
yaşamak
Yer:
İstanbul, Türkiye
18 Ekim 2013 Cuma
Kriz
Genç Nelly koruyucu annesiyle sakin bir hayat sürmektedir ta ki gerçek annesi ortaya çıkana kadar…Kriz yönetmenin ilk filmi olması sebebiyle gereken ilgiyi hak etmektedir. Kriz olabildiğine karamsar yapısıyla başlangıç filmi olarak dikkat çeker. Çevrildiği yıla yani 1946′ya baktığımızda dünya yeni bir savaştan çıkmıştır ve ciddi deformasyonlar yaşamaktadır. Bunların insanlar üzerine etkisi doğrudan olabildiği gibi dolaylı da olmuştur. Bu film bu anlamda her şeyi ortaya koyuyor. İntiharlar, yalnızlıklar, aldatılmalar, kanmacalar vs. Bütün Bergman filmleri gibi izlenilmesi gereken önemli bir yapıt.
Etiketler:
deformasyon,
dikkat çekmek,
dünya,
film,
genç Nelly,
gerçek,
hak etmek,
hayat,
Ingmar Bergman,
ilgi,
ilk film,
karamsar,
koruyucu anne,
Kriz,
sakin,
savaş,
yapıt,
yönetmen
Yer:
İstanbul, Türkiye
17 Ekim 2013 Perşembe
Sessizlik
İki kız kardeş birbirini sevmemektedirler. Küçük olanın çocuğuyla beraber gittikleri bir tatilden dönüşte, dilini bilmedikleri bir ülkenin otelinde bir geceliğine konaklarlar. Bu arada büyük olan kardeş ölümcül bir hastalıktan muzdariptir…
Bergman’ın ustalıkla anlattığı ve karakterlerin duygularının inceliklerinin en dipteki esrarını kaldırdığı, filmi. İki kız kardeşin birbirlerine olan nefret ve öfkeleri tek bir kelime dahi etmeye gerek duymadan anlattığı filmi. Detaylar yine Bergman tarzıyla öyle ince düşünülmüş ki yüzlerdeki ve bakışlardaki tek bir mimik bile kaçırılmamış. Sessizliğiyle anlatmak istediklerini anlatan, amiyane ifadeyle döven bir Bergman. Dillerin ve kelimelerin tükendiği yerlerde, hareket ve mimikler dile geliyor…
Bergman’ın ustalıkla anlattığı ve karakterlerin duygularının inceliklerinin en dipteki esrarını kaldırdığı, filmi. İki kız kardeşin birbirlerine olan nefret ve öfkeleri tek bir kelime dahi etmeye gerek duymadan anlattığı filmi. Detaylar yine Bergman tarzıyla öyle ince düşünülmüş ki yüzlerdeki ve bakışlardaki tek bir mimik bile kaçırılmamış. Sessizliğiyle anlatmak istediklerini anlatan, amiyane ifadeyle döven bir Bergman. Dillerin ve kelimelerin tükendiği yerlerde, hareket ve mimikler dile geliyor…
Etiketler:
Çocuk,
dil bilmemek,
film,
gecelik konaklama,
Ingmar Bergman,
iki,
kız kardeş,
muzdarip,
nefret,
otel,
öfke,
ölümcül hastalık,
Sessizlik,
sevmemek,
tatil,
ustalık,
ülke
Yer:
İstanbul, Türkiye
16 Ekim 2013 Çarşamba
Aynadaki Gibi
Genç bir kadın olan Karin bir akıl hastanesinde bir süre kaldıktan sonra ailesine geri döner. Döndüğü adada onunla birlikte yalnız ağabeyi ve nazik ancak gittikçe umutsuzlaşan kocası da bulunmaktadır. Aralarına gezgin ve çocuklarına bir yabancı olan dünyaca ünlü yazar babaları da katılır. Karin’in gerçekler ile ilgili algıları gittikçe kayar ve aile üyeleri arasındaki bağlar bu hakikatin ışığı altında değişir…
Zer kadrini zerger bilir ne bilsin her geda (altının değerinden sarraf anlar).Bergmanı anlamak çok kolay değildir. Aslında çok zordur. Sadece sizde bir etki yaratmış ise, ve bu etkinin gücü ne kadar ise, sizin iç aleminizdeki kertelere, size özel anlara, hatıralara dokunarak haz duyarsınız. Bu anlamak değildir, ruhunuzda bir titreşim oluşturmuştur. Sanatta budur zaten. Kadim zamanları size hatırlatmak…Ne ola acep…Tarkovsky, Kurosawa gibi. Çoğu anladığını zanneden, -iddia ederim- yanlış anlamıştır. Sinema eleştirmenleri dahil. Çünkü dehayı kısıtlamış olursunuz. Bir defa bunlar sanatçıdır. Sanatcının anlaşılmak gibi bir kaygısı yoktur. Aslında, tüm sanat eserleri içinde böyledir ama, sinema sanatı hele hele Bergman ve Tarkovsky den bashsediyorsak filmde (kadraj kadraj şiirdir herbiri) anlatıldığını kimse izah edemez. Bu ustaya saygısızlık olur, ben seni deşifre ettim, güya. Büyük ressamların resmi gibi, örneğin Michelangelo. Yada Mozartın bir senfonisi. Aslında çeviride yanlıştır. Orjinal dilinde izlemek (ki bu çoğumuz için çok zordur) en doğrusudur. Bir şiiri orjinal dilinden başka bir dile çeviremez siniz. Kim olursanız olun. İçindeki ruh, mana, hikmet, özgünlük ve estetik ortadan kalkar. Mazruf örtülür, zarfa aşinalık başlar. yani özü bırakıp kabukla ilgilenilir. İşte Diyojenden yüzyıllar sonra eline kamera alıp, İnsanı arıyorum diyen bu bilgeler, şu anki 7 milyar homo sapiens türü içinde, acaba kaç insanda maddeden manaya, Egodan canana Kesretten(çoklukdan), teke giden, bir yol açabilmiştir. Gülistan ortadadır da koklamaya nazlanırız, diken bahensi olur. Çünkü rüyadan uyanmak istemeyiz. Gerçek aşikar ve el-an ortadadır ama, görene. Ego yu tatmin ile uğraşan, maddeperest homo sapiens, ölümün rüyası olan yaşam denen uykuda rüzgarın önündeki yaprak gibi savrulur, savrulur, savrulur, sonsuza değin. Evet, evvel SÖZ var idi, ondan alaka kesb edildi ve ondan AŞK zuhur etti. Tekin kesrette seyri başladı. Kendinden kendine olan seyr…evvel söz vardı, söz aşkı, oda seyri doğurdu. Seyredelim.
Zer kadrini zerger bilir ne bilsin her geda (altının değerinden sarraf anlar).Bergmanı anlamak çok kolay değildir. Aslında çok zordur. Sadece sizde bir etki yaratmış ise, ve bu etkinin gücü ne kadar ise, sizin iç aleminizdeki kertelere, size özel anlara, hatıralara dokunarak haz duyarsınız. Bu anlamak değildir, ruhunuzda bir titreşim oluşturmuştur. Sanatta budur zaten. Kadim zamanları size hatırlatmak…Ne ola acep…Tarkovsky, Kurosawa gibi. Çoğu anladığını zanneden, -iddia ederim- yanlış anlamıştır. Sinema eleştirmenleri dahil. Çünkü dehayı kısıtlamış olursunuz. Bir defa bunlar sanatçıdır. Sanatcının anlaşılmak gibi bir kaygısı yoktur. Aslında, tüm sanat eserleri içinde böyledir ama, sinema sanatı hele hele Bergman ve Tarkovsky den bashsediyorsak filmde (kadraj kadraj şiirdir herbiri) anlatıldığını kimse izah edemez. Bu ustaya saygısızlık olur, ben seni deşifre ettim, güya. Büyük ressamların resmi gibi, örneğin Michelangelo. Yada Mozartın bir senfonisi. Aslında çeviride yanlıştır. Orjinal dilinde izlemek (ki bu çoğumuz için çok zordur) en doğrusudur. Bir şiiri orjinal dilinden başka bir dile çeviremez siniz. Kim olursanız olun. İçindeki ruh, mana, hikmet, özgünlük ve estetik ortadan kalkar. Mazruf örtülür, zarfa aşinalık başlar. yani özü bırakıp kabukla ilgilenilir. İşte Diyojenden yüzyıllar sonra eline kamera alıp, İnsanı arıyorum diyen bu bilgeler, şu anki 7 milyar homo sapiens türü içinde, acaba kaç insanda maddeden manaya, Egodan canana Kesretten(çoklukdan), teke giden, bir yol açabilmiştir. Gülistan ortadadır da koklamaya nazlanırız, diken bahensi olur. Çünkü rüyadan uyanmak istemeyiz. Gerçek aşikar ve el-an ortadadır ama, görene. Ego yu tatmin ile uğraşan, maddeperest homo sapiens, ölümün rüyası olan yaşam denen uykuda rüzgarın önündeki yaprak gibi savrulur, savrulur, savrulur, sonsuza değin. Evet, evvel SÖZ var idi, ondan alaka kesb edildi ve ondan AŞK zuhur etti. Tekin kesrette seyri başladı. Kendinden kendine olan seyr…evvel söz vardı, söz aşkı, oda seyri doğurdu. Seyredelim.
Etiketler:
ada,
ağabey,
aile,
akıl hastanesi,
algı,
Aynadaki Gibi,
baba,
bağ,
Çocuk,
değişim,
dünyaca ünlü,
gerçekler,
gezgin,
hakikat,
Ingmar Bergman,
ışık,
Karin,
umutsuz,
yabancı,
yazar
Yer:
İstanbul, Türkiye
15 Ekim 2013 Salı
Anna'nın Tutkusu
Her şeyiyle bir Bergman karakteri olan Andreas Winkelman; 48 yaşında, münzevi bir insan. Tenha sayılabilecek bir adada yaşıyor. Ada; belki de kendisi gibilerin sığınma mekanı görevini üstlenmiş.Andreas Winkelman bir münzevi; insanlardan kaçıyor, geçmişinden kaçıyor. Yaşadıklarının da etkisiyle çareyi yalnızlıkta bulmuş. İnsanların ikiyüzlü olmalarından, karşılarındakini hiçbir zaman anlamaya çalışmamalarından, onların diğerlerine zarar verme hırslarından yaralanmış Bir insan anlatılıyor…
Filmde, bir karı-koca, eşini trafik kazasında kaybetmiş bir kadın ve küçük bir kulubede yalnız yaşayan bir adamdan oluşan 4 ana karakterin öyküsü anlatılır. Bu 4 ana karakter bazen beraber yemek yer, bazen birbirlerine gidip gelir ama hepsi o kadar yalnızdır ki… Ne evlilik, ne flört, hiçbir şey insanın yalnızlığına çare değildir…
Filmde, bir karı-koca, eşini trafik kazasında kaybetmiş bir kadın ve küçük bir kulubede yalnız yaşayan bir adamdan oluşan 4 ana karakterin öyküsü anlatılır. Bu 4 ana karakter bazen beraber yemek yer, bazen birbirlerine gidip gelir ama hepsi o kadar yalnızdır ki… Ne evlilik, ne flört, hiçbir şey insanın yalnızlığına çare değildir…
Etiketler:
ada,
Andreas Winkelman,
Anna'nın Tutkusu,
çare,
film,
geçmiş,
hırs,
Ingmar Bergman,
ikiyüzlü,
insan,
kaçış,
karakter,
mekan,
münzevi,
sığınma,
trafik kazası,
yalnızlık,
yaşam,
zarar
Yer:
İstanbul, Türkiye
14 Ekim 2013 Pazartesi
Susuzluk
En kötüsünü gösterip en iyinin değerini anlatmak için yapılmış bir Bergman klasiği…
Birgit Tengroth’un aynı adlı romanından, 1949 yapımı, yönetmenliğini Ingmar Bergman’ın yaptığı filmde Kötü bir evlilikleri olan çiftin, İtalya’ya yaptıkları yolculuk sonrasında Stockholm’e dönüş yolculuğunda, Psikiyatrist ve onun lezbiyen arkadaşı ile tanışmaları anlatılmaktadır. Ingmar Bergman’ın lezbiyen sekans diye adlandırdığı kısım, zamanında sansürün epey kurbanı olmuş. Fakat yine de hissiyatı ustaca vermiştir…
Bergman filmleri içinde geri planda kalmış bir film Törst. Ama aslında içinde Bergman simgelerinin en bol olduğu hazinelerinden biridir de ayrıca. Bergmanın sorunlu kadınları yine ön planda. Yine mutsuz yine umutsuzlar. Ve tek ilaçları hep olduğu gibi sevgi…
İzleyene sıkıntılar yaratan bunaltan sahneler aslında tek bir amaç taşıyor. değerli olan madde değil maneviyat. Bütün gücün içimizde olduğunu anlatmaya çalışır bize. İnanç, sevgi, başarı iyi olan her şey bizde gizli. Tabii bunun tam tersi de. Gerisi sizin hangisini bulmak istemenize kalmış. Bu yüzdendir bizi hep içimize sürüklemesi, düşündürmesi. İnsanın içine yolculuğu nasıl ağır yorucu ise bunun bize aktarımı da bu kadar yoğun. Bu açıdan bakınca Törst filmi daha anlaşılır…
Bu filmde birbirine bağlı ama bağımsız gibi görünen kişilerin yaşam örgüsünü izliyoruz. Bütün karakterler dolaylı da olsa birbirine bağlı ama birbirini anlamayan uzak kalan insanlar. Aile bile olsalar ne kadar birbirlerini anlayabiliyorlar? Kadınlar bunalımda, çıkmazda.. O dönemin çarpık ilişkileri anlatılmış. Kuraklık gibi yağmura açlık var. Birlikte olmadan yapamayan ama bir arada olunca da olmayan bu insanların hikayesi film ilerledikçe farklı bir hal alıyor. Artık anne olamayacak bir kadının içim bataklık demesi ve sürekli kabuslarıyla geçmişiyle yaşaması her şeyimi kaybettim derken yine de bir umut araması, insanın siyahı arzularken beyazı da istemesine örnektir…
Birgit Tengroth’un aynı adlı romanından, 1949 yapımı, yönetmenliğini Ingmar Bergman’ın yaptığı filmde Kötü bir evlilikleri olan çiftin, İtalya’ya yaptıkları yolculuk sonrasında Stockholm’e dönüş yolculuğunda, Psikiyatrist ve onun lezbiyen arkadaşı ile tanışmaları anlatılmaktadır. Ingmar Bergman’ın lezbiyen sekans diye adlandırdığı kısım, zamanında sansürün epey kurbanı olmuş. Fakat yine de hissiyatı ustaca vermiştir…
Bergman filmleri içinde geri planda kalmış bir film Törst. Ama aslında içinde Bergman simgelerinin en bol olduğu hazinelerinden biridir de ayrıca. Bergmanın sorunlu kadınları yine ön planda. Yine mutsuz yine umutsuzlar. Ve tek ilaçları hep olduğu gibi sevgi…
İzleyene sıkıntılar yaratan bunaltan sahneler aslında tek bir amaç taşıyor. değerli olan madde değil maneviyat. Bütün gücün içimizde olduğunu anlatmaya çalışır bize. İnanç, sevgi, başarı iyi olan her şey bizde gizli. Tabii bunun tam tersi de. Gerisi sizin hangisini bulmak istemenize kalmış. Bu yüzdendir bizi hep içimize sürüklemesi, düşündürmesi. İnsanın içine yolculuğu nasıl ağır yorucu ise bunun bize aktarımı da bu kadar yoğun. Bu açıdan bakınca Törst filmi daha anlaşılır…
Bu filmde birbirine bağlı ama bağımsız gibi görünen kişilerin yaşam örgüsünü izliyoruz. Bütün karakterler dolaylı da olsa birbirine bağlı ama birbirini anlamayan uzak kalan insanlar. Aile bile olsalar ne kadar birbirlerini anlayabiliyorlar? Kadınlar bunalımda, çıkmazda.. O dönemin çarpık ilişkileri anlatılmış. Kuraklık gibi yağmura açlık var. Birlikte olmadan yapamayan ama bir arada olunca da olmayan bu insanların hikayesi film ilerledikçe farklı bir hal alıyor. Artık anne olamayacak bir kadının içim bataklık demesi ve sürekli kabuslarıyla geçmişiyle yaşaması her şeyimi kaybettim derken yine de bir umut araması, insanın siyahı arzularken beyazı da istemesine örnektir…
Etiketler:
arkadaş,
bunaltan sahneler,
çift,
evlilik,
film,
Ingmar Bergman,
inanç,
İtalya,
kadın,
klasik,
lezbiyen,
mutsuz,
Psikiyatrist,
sevgi,
sorunlu,
Susuzluk,
tanışmak,
Törst
Yer:
İstanbul, Türkiye
13 Ekim 2013 Pazar
Kış Işığı
İnancını kaybetmiş bir papazın tanrıyı sorgulayışına hatta sorgulamaktan da yılmış durgunluğu anlatılıyor. Ailesinin hayalini gerçekleştirerek papaz olmuş, gençliğinde yüksek idealleri olan, karısına aşık, karısı öldükten sonra hayatın ortasında şaşkına dönen ve hayatının anlamını kaybeden bir papaz hikayesi.Kış Işığı filminin adeta dışarıdan sızan ışıkların içeriyi aydınlatmaya çalışması ya da Papaz Tomas’ın birçok sahnede sanki ihtiyacı varmış gibi sürekli pencerenin aydınlattığı alana yönelmesi bir şeylere ihtiyaç duymasından kaynaklanır. Şüphesiz aradığı şey tanrının sesi değil, algısını değiştirecek, çarpıtacak yıldırımın sesidir…
Film oda üçlemesinin ikici filmidir. İlk film ‘Aynadaki Gibi’, ve sonuncusu ‘Sessizlik’ filmlerine nazaran nispeten daha anlaşılır bir yapımdır…
Film oda üçlemesinin ikici filmidir. İlk film ‘Aynadaki Gibi’, ve sonuncusu ‘Sessizlik’ filmlerine nazaran nispeten daha anlaşılır bir yapımdır…
Etiketler:
aile,
anlam,
aydınlık,
film,
hayal,
Ingmar Bergman,
inanç,
karısına aşık,
kaybetmiş,
Kış Işığı,
papaz,
pencere,
ses,
sorgulayış,
şaşkın,
Tanrı,
Tomas,
yıldırım,
yılmak,
yüksek ideal
Yer:
İstanbul, Türkiye
12 Ekim 2013 Cumartesi
Sihirbaz
19. yüzyılın başında , İsveç taşrasını dolaşan küçük bir tiyatro gubu Stockholm’un giriş kapılarından birinde resmi görevliler tarafından alıkonulur. Amaçları Dr Vogler adlı sihirbazın gösterilerini sergileyen grubun foyasını ortaya çıkarmaktır. Görevliler dilsiz olduğu söylenen Dr Vogler’den özel bir gösteri isterler.Böylelikle yaptıklarının toplum sağlığına zararlı olup olmadığını denetleyeceklerdir…
Etiketler:
19. yüzyıl,
denetleme,
Dr Vogler,
film,
giriş,
görevli,
gösteri,
grup,
Ingmar Bergman,
İsveç,
kapı,
özel,
resmi,
sağlığı,
Sihirbaz,
Stockholm,
taşra,
tiyatro,
toplum,
zarar
Yer:
İstanbul, Türkiye
11 Ekim 2013 Cuma
Bir Aşk Dersi
Onbeş yıllık bir evliliğin ardından David ve Marianne ayrılırlar. David bir müşterisiyle, Marianne ise eski sevgilisi ve aynı zamanda kocasının en yakın arkadaşı olan Carl ile görüşmeye başlar. Marianne, Carl ile görüşmeye giderken, David aynı trene biner ve bu olayı bir tesadüfmüş gibi gösterir. Yol boyunca geçmiş ve gelecek hakkında konuşmaya başlarlar…
Etiketler:
arkadaş,
ayrılık,
Bir Aşk Dersi,
Carl,
David,
en yakın,
eski sevgili,
evlilik,
film,
geçmiş,
gelecek,
görüşme,
Ingmar Bergman,
koca,
Marianne,
müşteri,
tesadüf,
tren,
yol
Yer:
İstanbul, Türkiye
9 Ekim 2013 Çarşamba
Şeytan'ın Gözü
Şeytan, gözünde piskoposun kızının saflığından kaynaklanan bir arpacık taşımaktadır. Bu arpacıktan kurtulmak için Don Juan’ı cehennemden bu kızı baştan çıkarması ve dolayısıyla saflığını kaybetmesi için dünyaya gönderir, ancak Britt-marie Don Juan’a karşı koyar ve Don Juan kıza aşık olur…
Pek çok kadim öğretiyi insan-iyilik-kötülük-ceza-ödül-tanrı-şeytan...Kısaca işleyişi anlamaya yönelik pek çok bilgi içeren binlerce kitabın özetidir.Kısaca...Hepsinin saçmalık olduğunu anlamamıza yardımcı olur. Ne kadar aciz olduğumuzu anlamaya.Sergilenen tiyatroda bir hiç olduğumuzu anlamaya.Anlamak istemeyenler bir kuyu bulup (kavramların her biri bir kör kuyudur) döner dolaşır. Evcikleri, makamcıkları, otomobilcikleri ile oyalanırlar.Mutludurlar da. Zira Mutluluk hayvan gibi yiyip-içmek eğlenmek değil midir?.Yada mutluluk ödül beklentisiyle ritüellere bağlanmak değil midir?.Öze inmeden kabukla oynamak, mazrufu bilmeden zarfla oynamak.Tabiii canıııım...Biz anlamadığımızdan karalıyoruz.Her şey mükemmel biz körüz.Her kez nalan.Bir biz kaldık nadan...Her kez gül.Diken biziz...Herkes vasıl oldu.Biz kaldık yaya.Olsun….Kinimiz taze. İyiliğede…Kötülüğede karşı…Kılıcımız keskindir. Oynanan, oynatılan bu tiyatroda figüran değiliz.Oyun sonunda ödül de beklemiyoruz. Cezaylada ilgilenmiyoruz…Aciz varlıkların tiyatrosunda…Her ikisi de aciz...İyiliğin sahibide kötülüğün sahibide….Aciz ve zavallı.
Pek çok kadim öğretiyi insan-iyilik-kötülük-ceza-ödül-tanrı-şeytan...Kısaca işleyişi anlamaya yönelik pek çok bilgi içeren binlerce kitabın özetidir.Kısaca...Hepsinin saçmalık olduğunu anlamamıza yardımcı olur. Ne kadar aciz olduğumuzu anlamaya.Sergilenen tiyatroda bir hiç olduğumuzu anlamaya.Anlamak istemeyenler bir kuyu bulup (kavramların her biri bir kör kuyudur) döner dolaşır. Evcikleri, makamcıkları, otomobilcikleri ile oyalanırlar.Mutludurlar da. Zira Mutluluk hayvan gibi yiyip-içmek eğlenmek değil midir?.Yada mutluluk ödül beklentisiyle ritüellere bağlanmak değil midir?.Öze inmeden kabukla oynamak, mazrufu bilmeden zarfla oynamak.Tabiii canıııım...Biz anlamadığımızdan karalıyoruz.Her şey mükemmel biz körüz.Her kez nalan.Bir biz kaldık nadan...Her kez gül.Diken biziz...Herkes vasıl oldu.Biz kaldık yaya.Olsun….Kinimiz taze. İyiliğede…Kötülüğede karşı…Kılıcımız keskindir. Oynanan, oynatılan bu tiyatroda figüran değiliz.Oyun sonunda ödül de beklemiyoruz. Cezaylada ilgilenmiyoruz…Aciz varlıkların tiyatrosunda…Her ikisi de aciz...İyiliğin sahibide kötülüğün sahibide….Aciz ve zavallı.
Etiketler:
arpacık,
aşık olmak,
baştan çıkarmak,
Britt Maria,
cehennem,
ceza,
Don Juan,
dünyaya göndermek,
film,
Ingmar Bergman,
kızı,
ödül,
piskopos,
saflık,
sorgulama,
Şeytan'ın Gözü,
Tanrı
Yer:
İstanbul, Türkiye
7 Ekim 2013 Pazartesi
Yaz Oyunları
Marie 20′li yaşlarının sonunda başarılı bir balerindir. ”Kuğu Gölü” balesinin öncesindeki provalarda mektup yoluyla bir günlük alır.Stockholm yakınlarındaki bir adaya gider ve burada 13 yıl önce bir yaz tatilinde tanıştığı çocukluk aşkıyla karşılaşır. Günlük, yıllar önce kısa bir süre de olsa tanıdığı ve aşık olduğu Henrik’ten gelmiştir…
Bergman’ın ilk döneminin en samimi filmi ”Yaz Oyunları” 28 yaşında bir balerinin ilk aşkını hatırlamasıyla birlikte, geçmiş ile günümüz arasında gidip gelen bir melodram öyle ki yönetmenin filmografisinde çok fazla söz sahibi olmayan ancak ustalığa ulaştıran filmlerden birisi de denilebilir…
Aşkı,kaybetmeyi,yas tutmayı ve yastan çıkışı anlatan mükemmel bir film...
Bergman’ın ilk döneminin en samimi filmi ”Yaz Oyunları” 28 yaşında bir balerinin ilk aşkını hatırlamasıyla birlikte, geçmiş ile günümüz arasında gidip gelen bir melodram öyle ki yönetmenin filmografisinde çok fazla söz sahibi olmayan ancak ustalığa ulaştıran filmlerden birisi de denilebilir…
Aşkı,kaybetmeyi,yas tutmayı ve yastan çıkışı anlatan mükemmel bir film...
Etiketler:
20,
ada,
balerin,
başarılı,
çocukluk aşkı,
film,
filmografi,
günlük,
Henrik,
Ingmar Bergman,
karşılaşmak,
Kuğu Gölü,
Marie,
mektup,
melodram,
prova,
Sommerlek,
Stockholm,
yaşlar,
Yaz Oyunları
Yer:
İstanbul, Türkiye
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












.jpg)





