7 Kasım 2013 Perşembe

Ran

     Shakespeare’in Kral Lear’inde, 16. yy’ın yaşlı lordu Lear krallığını üç kızı arasında paylaştırmaya karar verir. Her biri ülkenin üç farklı yerindeki kalelerde yaşayarak sadakatlerini kanıtlayacaklardır. Büyük kızları menfaatleri için sahte bir samimiyet içine girerken, babasına duyduğu bağlılıkla en küçük kızı O’nun gerçekleri görmesi için uğraşır…
Ran filmi İngiliz edebiyatına ait bu eserinin Japon uyarlaması. Orjinalindeki kız çocuklar erkek olarak değiştirilmiş ve Kral Lear karakteri de Lord Hidetora Ichimonji olarak karşımıza çıkıyor. Yaşı kemale eren Lord Hidetora Ichimonji, krallığını üç oğlu arasında paylaştırmayı düşünmektedir. Tasarısını gerçeğe dönüştüren Lord, bu hareketiyle ne yazık ki oğullarından en zeki olanının korkusunu gerçeğe dönüştürecek ve bir aile savaşına sebep olacaktır…

    İnsan iktidarı önce kendi üzerine kurar, sonra da başkalarının… Ruhunu kuşattığı parmaklıklarla önce kendi gardiyanı olur, sonra da başkalarının….Güce susamışlık beraberinde getirir yıkımı, onulmaz artık insanoğlu ”kim haklı kim haksız?” heyulasını kovalamaktan…

Saygılarımla
Eray Eliçora


6 Kasım 2013 Çarşamba

Gölge Savaşçı

    1572′de Japonya’da sivil savaş hüküm sürmektedir. Bu esnada Yoksul bir hırsız derebeyini öldükten sonra yerine geçer. Bu zorlu dönemde krallığı bir arada tutma görevini istemeyerek de olsa üstlenmek zorunda kalır…
“Ben sadece birkaç gümüş çaldım. Küçük bir hırsızım.. Ama sen yüzlerce insan öldürdün ve masum köylüleri soydun.. Şimdi söyle bakalım, kötü olan ben miyim yoksa sen misin?”
George Lucas ve Francis Coppola’nın prodüktörlüğünü üstlendiği, Cannes’da Altın Palmiye kazanan “Gölge Savaşçısı”, 16.yüzyıl Japonyasında geçen bir öyküyü anlatıyor. Prens Shingen, bir çatışma sırasında ölünce yerine O’na çok benzeyen bir hırsız geçiyor. “Gölge Savaşçısı”, hükümdarlığın sırlarını öğreniyor ve iki yıl boyunca görevini sürdürüyor. Fakat sıra göstermelik olarak kendisine sunulan tahtı bırakmaya gelince, adamın içindeki iktidar hırsı açığa çıkıyor ve gerçek bir karmaşa yaşanıyor…

Saygılarımla
Eray Eliçora


5 Kasım 2013 Salı

Düşler

     Akira Kurosawa’nın 1990 yılında çektiği “Düşler”, sanatçının farklı hikayeler anlattığı, birbirinden bağımsız sekiz kısa filmden oluşuyor.
“Sunshine Through The Rain”, ailesi tarafından dışarı çıkması yasaklanan bir çocuğun, toplum tarafından kutsal sayılan bir günde yaşadıklarını anlatıyor.
“The Peach Orchard”, insanoğlunun doğaya müdahelesinin yol açtığı sonuçları vurgularken,
“The Blizzard”la bir dağda mahsur kalan insanların dramını perdeye yansıtıyor.
“The Tunnel”, ölümlerinden sorumlu olduğu ölü askerleri bir tünel çıkışında gören adamın dramını anlatıyor… “Crows”, ünlü ressam Vincent Van Gogh’un yaşadığı bölgeye ve sanatına dair bir çalışma.. Güneşli bir yaz gününde yaşananları “Village of the Watermills” ile anlatan Kurosawa, son iki bölümde (“Mount Fuji in Red” ve “The Weeping Demon”) nükleer tehlikenin insanlık üzerindeki etkilerini araştırıyor…

Saygılarımla
Eray Eliçora


4 Kasım 2013 Pazartesi

Fedai

   1800′lerin Japonyası’da Sanjuro isimli gezgin bir samuray, iki rakip çetenin arasında bölünmüş bir kasabaya gelir. Bir sokak savaşında yeteneklerini sergiledikten sonra, en fazla parayı veren tarafa kılıcını kiralar…
Alçak ruhlu ve hain insanlar olan taraflar, Sanjuro’ya ihanet ettikçe o taraf değiştirir. Böylece iki tarafı birbirine kırdırtarak kasabayı bu musibetten temizlemeye başlar. Ancak suç lordlarından birinin kardeşi olan Unosuke kasabaya geldiğinde işler değişir. Zira genç adamın elinde o zaman için görülmemiş güçte modern bir silah vardır: bir tabanca…

   Saygılarımla
Eray Eliçora



3 Kasım 2013 Pazar

Sarı Irkın Şehveti

    Japonya’da geçen filmin konusu, bir kadın, kocası öldürüldükten sonra tecavüze uğrar. Olayı gören bir kaç kişi vardır fakat herkes farklı bir şey söylemektedir. Önce maktülün katilini aramaya zorlanıyoruz çünkü, filmde oynayan hemen hemen her karakter de şüphelidir aslında. Çünkü hepsi bir şekilde maktülü görmüş, yolunun üzerine çıkmıştır. Maktül ölü olarak bulununca bunu kimin yaptığı sorusu filmin bitimine kadar cevapsız kalıyor. Fakat polisiye bir filmin bütün muhteşem özelliklerini bir Rashomon filminde görüyoruz. Her karakterin şüpheli olmasını sağlayan harika deliller, kendilerini kurtarmak için ortaya attıkları iddialar bir film için çok zekicedir…

    Akira Kurosawa’nın daha çok tiyatral bir hava verdiği, özellikle ifade verme sahnelerinde ve yıkık bir malikanede bu havayı sezdiğimiz muazzam bir eser. Gerek içerik, gerekse teknik olarak döneminin çok çok ilerisinde bir yapım şüphesiz. Filmi izlerken bu yapıtın gerçekten bir sinema ürünü mü, yoksa bir tiyatro gösterisinin kayda alınmış hâli mi diye birkaç kez şüpheye düşebilirsiniz. Fakat filme genel itibariyle bakıldığı zaman Kurosawa size o harika yönetmenlik zekasını gösteriyor. Kamera hareketleri olsun, açıları olsun çok zor sinemasal yöntemlerin üstesinden ustaca gelmiştir…

Saygılarımla
Eray Eliçora


2 Kasım 2013 Cumartesi

Ağustos'ta Rapsodi

      Amerika’nın Japonyaya nükleer bomba atmasının üzerinden 44 yıl geçmiştir. O günlerin dehşetini yaşamamış küçük çocuklar gizliden gizliye Amerikan hayranlığı beslerken, o felaketi yaşamış olanlar bile olanları unutmaya ve affetmeye kararlıdır…
Çocukları ve torunları tarafından ziyaret edilen yaşlı bir kadının hikayesidir anlatılan bu film Kocasını Nagazaki’ye atılan bombaya kurban veren yaşlı kadının etrafında dönmektedir. Torunlarına zaman zaman o günlerden bahseder. Sanki hem unutmak hem de anıları yaşatmak ister gibidir.
Derken, yıllar önce Hawaii’ye yerleşmiş ve Amerikalı bir kadınla evlenmiş kardeşinin oğlu çıkagelir. Gerçi Japonca konuşmakta ve çok kibar davranmaktadır ama ne de olsa Amerikalı görünmektedir. Hiçbiri onun yanında, büyükanne Kane’nin kocasını öldüren bombadan bahsetmez ve Amerikalı akrabayı rencide edecek anılar fazla kurcalanmaz. Fakat genç adam tahmin edilenden fazla hassastır. Yaşlı kadının ve bir arkadaşının kocalarını anmak için yaptıkları sessiz ayine şahit olur. Ona anlatılmayanlar artık açıklık kazanmaktadır…
Amerika’nın Japonya’ya atom bombası atmasının üzerinden geçen 44 yıl sonrasın da Japon halkının değerlerinin nasıl yozlaştığını ve Japonların geçmişlerinden nasıl koptuklarını ironik bir şekilde beyaz perdeye yansıtan anlam yüklü bir yapıt..
Japonya’ya atom bombası atıldığında 35 yaşında olan Kurosawa Ağustosta Rapsodi filmini çektiği zaman 81 yaşındaydı. Geleneksellik üzerine düşünmüş ve buna dair pek çok eser vermiş olan yönetmen, geleneksellikle modernizmin çatıştığı satıhlara da bakmış olmasına rağmen böyle önemli bir film konusunu bu kadar uzun zaman sonra ele alması sanat çevresini düşündürmüştür..
1991 de Filmin çekimleri esnasında Gabriel Garcia Marquez’in Kurosawa ile yaptığı söyleşide insanları şoka sürükleyici ve katlanılamayacak olduğu kesin olan sahnelere hiç girmediğini belirtmiş. Hastanede ölümü bekleyen bir sürü insan olduğunu ve atom bombasının halen Japonları öldürmeye devam ettiğini söylemesi bu korkunç silahın sonuçlarının belki de yüzyıllar boyu etkilerini göstereceğinin bir gerçeğidir. Filmde 44 yıl geçmesine rağmen yaşanan bu kadar büyük acı ve sonrası Kurosawa’nın usta anlatımıyla insani ve sakin bir şekilde ve bir o kadarda muhteşem bir görsellikle yansımıştır..
“Bazı insanlar konuşurken bile sessizdirler”

Saygılarımla
Eray Eliçora


1 Kasım 2013 Cuma

Gizli Kale

    Filmde düşman topraklarından, kendi topraklarına geçmeye çalışan, ölmüş bir imparatorun erkek gibi yetiştirilmiş prenses kızının hikayesi anlatılmaktadır. Hanedanlığına ait hazine ile birlikte yaptığı bu yolculukta prensese General Rokurota Makabe’ de eşlik etmektedir.
Filmin çekimleri, sahneleri, diyalogları ve oyuncuların olağanüstü performansı filmi sürüklüyor. Ayrıca film japon kültüründen ve bilmediğimiz yönlerinden de kesitler sunuyor bizlere…

    Klasik Kurosawa filmografisinden ayrı bir yerde bu film. Kimileri yönetmenin vasat çalışmalarından olduğunu iddia etse de kendi janrına göre çok özgün yönleri var. George Lucas’a Star Wars için ilham vermiş bir film. Karakterler de iyi oturmuş (iki köylünün edi-büdü haliyle komutanın karizması ve prensesin doğal asaleti). Kurosawa neye elini atsa işi iyi kotarıyor basit bir aksiyon-macera filmini bile…

Saygılarımla
Eray Eliçora