2. Dünya Savaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2. Dünya Savaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ocak 2014 Cumartesi

"İngiliz Hasta" İle "Anthony Minghella" Sinemasına Giriş

   Micheal Ondaatje’ nin aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan film, II. Dünya Savaşı İtalya’sından Kuzey Afrika’nın savaş öncesi çöllerine kadar aşk, benlik ve savaşın öyküsünü anlatıyor. Minghelle, film boyunca aşkın farklı türlerini getiriyor karşımıza; Hana’nın hastasına duyduğu şefkat, Kip ile yaşadığı yoğun aşk, Almasy ile Katherine’in ilişkisi ve Almasy’nin milliyetçi tutkular yüzünden mahvedilen çöle duyduğu sevgi…

   Tüm bu farklı hikayeleri başarılı senaryo geçişleri ile gerçekleştiren film, yönetmen Anthony Minghelle ile Juliette Binoche’un ilk ortak çalışması. 1996 yılında Oscar Ödülleri’nde de En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu da dahil pek çok ödül kazandı…

Saygılarımla
Eray Eliçora


31 Aralık 2013 Salı

Aşktan da Üstün

   2. Dünya Savaşı’nın ardından Brezilya’ya saklanan bir grup Nazi’yi ele geçirmek için, Amerikan gizli servisi bir Nazi savaş suçlusunun kızı olan Alicia’yı kullanmak ister. Genç kadın, partneri ajan Devlin’e kısa sürede aşık olur. Ancak Alica’nın soğuk cazibesine rağmen genç adam ona sürekli potansiyel suçlu muamelesi yapmaktadır. Sonunda içlerine sızmak için onu Nazi’lerin lideri Sebastian’la evlenmeye zorladığında araları iyiden iyiye bozulacak ve Alica bir ihanet sarmalının içinde sıkışıp kalacaktır…

Saygılarımla
Eray Eliçora


20 Kasım 2013 Çarşamba

The Sun

   Güneş, ünlü yönetmen Sokurov’un Hitler üzerine çektiği Moloch ve Lenin üzerine çektiği Taurus adlı filmlerinden sonra, bu cesur serinin üçüncü ve son halkasıdır. Japon İmparator Hirohito’yu konu alan film, II. Dünya Savaşı sırasında Amerika kuşatmasında olan Japonya’nın, müttefik kuvvetlere teslimi ile sonuçlanan süreci ele almaktadır. Bu kısacık zaman diliminde ne olmuştur da Hirohito tanrısal konumundan vazgeçerek, müttefiklerine teslim olma kararı almıştır? Japonya’da İmparator rolünü oynamak bir tabu olduğu için, Sokurov uzun süre filminde bu rolü oynayan oyuncusunun ismini saklamıştır…

   Sokurov’dan derin bir karakter çalışması… İmparator Hirohito’nun tanrısallıktan dünyevi ve sıradan olana geçişini, düşünce dünyasının ve davranışlarının evrilmesini iyi bir gözlemcilikle vermiş. Hirohito’nun akvaryumdaki balığın gökyüzünden ölüm (atom bombası) yağdıran uçaklara dönüşümüne ilişkin gördüğü ”imge” sinema tarihine geçecek kadar orijinal …. Yine tablo gibi planlar ve konuya uygun renkler (kirli yeşil, toprak rengi, gri, kahve ve bejin tonları) Sokurov detaycılığının bildiğimiz ve izlemeye doyamadığımız özelliklerinden. Hirohito, kendisine yüklenen sıfat ve yetiştirilme şekli nedeniyle dünyadan uzak bir karakterken trajik bir varoluşu da imliyor. Sokurov, büyük ve yargılayıcı sözlere başvurmadan bir insanın zihin dünyasını gayet güzel aktarıyor. Hirohito’nun sığınakta geçirdiği anlar da onun bilinçaltına açılmış bir dehliz etkisi yaratıyor. Yardımcılarının savaşın gidişatıyla ilgili bir türlü gerçeği söyleyemedikleri sahnede Hirohito’nun aslında hakikati bilmesi ama bunu onlara söyleyememesi de dikkat çekici. Doruk noktasına ulaşan birkaç özel ve güzel sahne daha var. Özellikle sonlara doğru…

Saygılarımla
Eray Eliçora



12 Kasım 2013 Salı

En Güzel

   Usta yönetmen Akira Kurosawa’nın ikinci filmi olan Ichiban Utsukushiku, 2. Dünya savaşı sırasında hassas optik cihazlar üreten bir fabrikada çalışan kadın işçilerin dramını anlatmaktadır.
2. dünya savaşı sırasında optik cihazlar üreten bir fabrika, işçilerden ekstra bir çaba içerisine girmelerini ve 4 ay içerisinde verimi arttırmalarını istemiştir. Belirtilen hedef şu anki üretimin, erkekler için %100, kadınlar için ise %70 üzerine çıkmaktır. Kadın işçiler kotayı tamamlayabilmek için kendi kişisel sorunlarının yanında hastalıklarla da mücadele etmek zorunda kalırlar…

Akira Kurosawa film hakkında şu sözleri sarf etmiştir:
   Her şeye karşın bu film çekilirken büyük güçlüklerle karşılaşmıştık. Bunlar benden ve ekibimden çok, bir daha böyle bir olay yaşamayacak olan genç aktrisleri etkilemişti. Bu filmde oynamanın yarattığı gerginlik yüzünden mi yoksa başka sebeplerden mi tam bilemiyorum ama filmin çekimi tamamlandıktan sonra bu filmde oynayan aktrislerin hepsi mesleklerini bırakarak evlendiler. Bunların arasında gerçekten çok yetenekli ve benim ilerisi adına umutlu olduğum kişiler de bulunduğu için sevineyim mi yoksa üzüleyim mi bilemedim. Fakat hiçbir zaman benim sert tutumum yüzünden kariyerlerini bıraktıklarına inanmak istemedim…

   Daha sonra karşılaştıklarıma sorduğumda, sinemayı bırakmalarının benim davranışlarımla bir ilgisi olmadığını belirttiler. Aslında o filmde oynamaları onlara tekrar normal insan davranışlarına dönebilmelerini sağladığı ve bu yüzden sinema dünyasının yarattığı yapaylıklardan arınarak normal kadınlar gibi hayatlarını sürdürmeyi yeğlediklerini açıkladılar. Fakat bu ifadelerine karşın beni üzmemek için gerçeği gizlediklerini sanıyorum. Başka sebepleri olsa bile istediğim zor koşullar içinde çalışmalarının meslek hayatlarını bırakma kararlarında önemli bir etken olduğuna eminim…

   Filmin çekimi sırasında, koşulların yeterli olmamasına karşın ellerinden gelenin ötesinde bir çaba gösterdiler. ”Ichiban Utsukushiku” çok iddialı bir film değildi ama benim gözümde en değerli filmimdir…

Saygılarımla
Eray Eliçora