usta yönetmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
usta yönetmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Aralık 2013 Cuma

Şüphe

   Eşinizin bir katil olduğundan şüphelenseniz, ne yapardınız? Usta yönetmen Alfred Hitchcock, Oscar ödüllü psikolojik gerilim filmi “Şüphe”de bu soruya yanıt arıyor…
Varlıklı bir ailenin tek varisi olan Lina, Johnny’ye aşık olunca ailesinin itirazıyla karşılaşır. Sorumsuz bir yaşam süren Johnny, gerçekten de genç kadınla sadece parası için ilgilenmektedir. Her şeye rağmen sevdiği adamla evlenen Lina, kısa bir süre sonra onun aslında bir yalancı ve hırsız olduğunu anlar. Üstelik kocasının katil olduğundan da şüphelenmektedir…
Yakın bir arkadaşlarının beklenmedik ölümüyle bu şüphe daha da artar. Çiftin arasındaki gerilim öyle bir noktaya varır ki Lina kocasının para için kendisini zehirlemeye çalıştığına inanır.

   Bu filmle ilgili bir iki küçük detay paylaşmak istiyorum.Johnie’nin elinde süt bardağı ile merdivenlerden çıkışı film dünyası açısından çok önemli bir sahneymiş.Hitchcock etkisinin artması için bardağın içine ışık koymuş.
Joan Fontaine bu rolü ile en iyi kadın Oscar'ını kazanmış.Her filminde oldugu gibi Hichcock kendisini bu kez,Lina’nın dedektif kitapları alıp dısarı cıkacagı sahnede posta kutusuna mektup atan kişi olarak gösteriyor.

Saygılarımla
Eray Eliçora


12 Kasım 2013 Salı

En Güzel

   Usta yönetmen Akira Kurosawa’nın ikinci filmi olan Ichiban Utsukushiku, 2. Dünya savaşı sırasında hassas optik cihazlar üreten bir fabrikada çalışan kadın işçilerin dramını anlatmaktadır.
2. dünya savaşı sırasında optik cihazlar üreten bir fabrika, işçilerden ekstra bir çaba içerisine girmelerini ve 4 ay içerisinde verimi arttırmalarını istemiştir. Belirtilen hedef şu anki üretimin, erkekler için %100, kadınlar için ise %70 üzerine çıkmaktır. Kadın işçiler kotayı tamamlayabilmek için kendi kişisel sorunlarının yanında hastalıklarla da mücadele etmek zorunda kalırlar…

Akira Kurosawa film hakkında şu sözleri sarf etmiştir:
   Her şeye karşın bu film çekilirken büyük güçlüklerle karşılaşmıştık. Bunlar benden ve ekibimden çok, bir daha böyle bir olay yaşamayacak olan genç aktrisleri etkilemişti. Bu filmde oynamanın yarattığı gerginlik yüzünden mi yoksa başka sebeplerden mi tam bilemiyorum ama filmin çekimi tamamlandıktan sonra bu filmde oynayan aktrislerin hepsi mesleklerini bırakarak evlendiler. Bunların arasında gerçekten çok yetenekli ve benim ilerisi adına umutlu olduğum kişiler de bulunduğu için sevineyim mi yoksa üzüleyim mi bilemedim. Fakat hiçbir zaman benim sert tutumum yüzünden kariyerlerini bıraktıklarına inanmak istemedim…

   Daha sonra karşılaştıklarıma sorduğumda, sinemayı bırakmalarının benim davranışlarımla bir ilgisi olmadığını belirttiler. Aslında o filmde oynamaları onlara tekrar normal insan davranışlarına dönebilmelerini sağladığı ve bu yüzden sinema dünyasının yarattığı yapaylıklardan arınarak normal kadınlar gibi hayatlarını sürdürmeyi yeğlediklerini açıkladılar. Fakat bu ifadelerine karşın beni üzmemek için gerçeği gizlediklerini sanıyorum. Başka sebepleri olsa bile istediğim zor koşullar içinde çalışmalarının meslek hayatlarını bırakma kararlarında önemli bir etken olduğuna eminim…

   Filmin çekimi sırasında, koşulların yeterli olmamasına karşın ellerinden gelenin ötesinde bir çaba gösterdiler. ”Ichiban Utsukushiku” çok iddialı bir film değildi ama benim gözümde en değerli filmimdir…

Saygılarımla
Eray Eliçora


10 Kasım 2013 Pazar

Dodes'Ka-den

      Tokyo’nun gecekondu mahallesinde geçen ve usta yönetmenin bir çok renkli karakteri oynattığı bir film. Yoksulluk ve acı içinde yaşayan insanların yaşamları anlatılmaktadır. 70’yapımı Dodesukaden filminde sosyal bir cehennem olarak tabir edebileceğimiz uzamda bir ‘deli’nin resim sevgisine tanık oluruz…

      “In a mad world, only the mad are sane” der Akira usta. Bu çılgın dünyada, ancak delileler aklı başında olanlardır, aslında der. Filmdeki tramvay sürücüsü karakteri; kendisi için güya buda heykellerine dua eden annesi ne adfen: Allahım şu anneme akıl fikir der. Akira Kurusawa da karakter tahlilleri, psikanaliz ve felsefe sosyoloji ile filmin zamanı ve ilgili toplumun değer yargıları ile iç içedir. Aslında çok derin çıkarımlar vardır, filmlerinde ama nedense, Tarkovsk ve Bergman üstatların bu açıdan sanki gerisinde kalmış gibi bir durum ortaya konulmuştur, günümüze kadar ki eleştirmenler hatta bu konularda tez yazanlar tarafından. Oysa bir saklı kale, bir ikuru (yaşamak), yada kızıl sakal aslında sırasıyla söylenecekse: ne bir savaş, ne bir yaşam portesi nede idealist doktor filmi değildir. Kanımca (sanatçının eserini yorumlamak ve eleştirmek her zaman büyük bir haddi aşmadır gerçeğinide düşünürsek) hitabı ve hitabın derinliği, ulaşılmak istenen hedef çok daha büyüktür, Akira imparatorun bazı filmlerinde. Ancak sinema tekniği, perspektif, slow motion, sahnelerdeki seçilen öğeler gibi veya müziklerin etkisi bakımından daha öne çıktığından sanki filmlerinin ana felsefesi biraz geride kalmıştır Akira ustada. Örneğin saklı kaledeki ayna, altın, orman gibi argümanlar birer remiz(semboldür) dir. Bir derdi var sanki üstadın ama, maksadını perdeli şekilde izhar eder, de istitatlar (yetenek, hikmete ilişkin kabiliyet=aşkınsal potansiyel) ölçüsünde haz alınmasını bekler. Hülasa, akıl ariyettir aslında çünkü, uyanmayı engeller, rüyadan….Kadim zamanları anmaya ve hatırlamaya yegane engel aslında egoyla yakın ilişki içinde olan akıldır. Sinemanın öğeleri sinema tarihi veya sinema sanatıyla ilgilenenler tarafından uzun uzun anlatılırda, sanki eksik şeyler vardır. Adına koyamazsınız. İşte, Akira kurosawa, bergman, Tarkovsky, fellini, de sica, satyajit ray gibi üstatlar, sinema sabatının öğelerine sonsuz kavramlar ve argümanlar dahil etmişlerdir. Tam adını koyamazsınız (bir yönetmen için kamere açıları çok güzel denir ya örneğin, ama burda ne olduğunu tam ifade edemezsiniz) ama işte odur sizi bu deruni üstatlara bağlayan, sizi bam telinizden vurup, yüreğinizden yaralar bunlar. Tedavisi mümkün olmayan bir derde düçar eder, de bir derdim var, bin dermana değişmem der, abtal (divane=aşkınsal deli) olur gezersiniz. kah bir tramvay sürücüsü.., kah bir samuray, yada bir budala …

Saygılarımla
Eray Eliçora