akıl hastanesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
akıl hastanesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mart 2014 Pazartesi

9. Seans

   Binalardaki asbest (zehirli bir kimyasal) temizleyen bir ekip, terk edilmiş bir akıl hastanesinin asbestten arıtılması işini alırlar. Hastane yıllar önce kapatılmış, hastalar da binanın güvenlik görevlisinin anlattıklarına göre sokağa salınmışlardır. Phil’in itirazına rağmen, paraya çok ihtiyacı olduğunu söyleyen diğer ortak Gordon’un ısrarı üzerine, çok kısa bir sürede işi tamamlama sözünü verirler. İşi bir haftada tamamlayabilirlerse bonus alacaklardır…
Ekip terk edilmiş binada çalışmaya başlar. Ekip üyeleri arasında ilginç bir gerilim hüküm sürmektedir. Çalışanlardan Hank, küçük ortak Phil’in eski kız arkadaşı ile beraberdir. Gordon’un yeni bir çocuğu olmuştur ve kendi içine kapanmış, sürekli bir iç hesaplaşma içindedir. Dahası karanlık koridorların ötesinden bir sesin kendisiyle konuştuğunu duymaktadır. Jeff karanlıktan korkmaktadır. Henry’nin gizli planları vardır…

   Bir süre sonra Mike odalardan birinde bir ses kaydı bulur. Bu kayıtta, bir doktorla, bir kişilik bölünmesi hastası arasındaki konuşma seansları vardır. Seanslarda doktorun sürekli izini sürdüğü “Simon” karakteri, ancak dokuzuncu seansta ortaya çıkacaktır…

Filmin Yönetmeni: Brad Anderson
Filmin Türü: Korku, Gerilim, Gizem
IMDB Puanı: 6.7
Yapım Yılı: 2001
Ülke: ABD
Yayınlanan Tarih: 14 Eylül 2001
Senaryo yazarı: Brad Anderson, Stephen Gevedon

Saygılarımla
Eray Eliçora


20 Mart 2014 Perşembe

Pembe Panter Coşuyor

   Başmüfettiş Jacques Clouseau yüzünden akıl hastanesine kaldırılan Polis Şefi Charles Dreyfus, hastaneden kaçıp Clouseau’yu öldürmek için onu kovalamaya başlıyor. Dreyfus önceleri basit yöntemler denerken sonunda hedeflerini büyütüp dünyayı yoketmeyi bile düşünüyor. Tabi ki Başmüfettiş Clouseau kendi yöntemleriyle olaya el koyuyor…

Filmin Yönetmeni: Blake Edwards
Filmin Türü: Komedi, Polisiye, Gizem
IMDB Puanı: 7.1
Yapım Yılı: 1976
Ülke: ABD, İngiltere
Yayınlanan Tarih: 17 Aralık 1976
Senaryo yazarı: Frank Waldman, Blake Edwards

Saygılarımla
Eray Eliçora


16 Aralık 2013 Pazartesi

Öldüren Hatıralar

   Hitchcock’un düş sekansları için ressam Salvador Dali’yle çalıştığı film, göreve yeni atanan müdürünü bekleyen bir akıl hastanesinde başlıyor. Doktor Ballantine’in gelişiyle merakları bir kat daha artan hastane sakinleri, doktorun kimi tuhaf hallerine anlam vermekte zorlanacak, hatta içlerinde onun katil olduğunu ileri sürenler bile olacaktır…
Gerilim sinemasının büyük ustası Alfred Hitchcock “Spellbound”da Sigmund Freud’un psikanaliz teorileriyle bir cinayet çözümlemesi yapıyor…

Yapım Yılı: 1945
Gösterim Tarih: 28 Aralık 1945
Senaryo: John Palmer, Angus MacPhail, Ben Hecht, May E. Romm
Ülke: ABD
Filmin Süresi: 111 Dakika
Oyuncular: Ingrid Bergman, Gregory Peck, Michael Chekhov, Leo G. Carroll, Rhonda Fleming, John Emery, Norman Lloyd, Bill Goodwin, Steven Geray, Donald Curtis, Wallace Ford, Art Baker, Regis Toomey, Paul Harvey, Jean Acker, Irving Bacon, Richard Bartell, Harry Brown, Joel Davis, Edward Fielding, Alfred Hitchcock, Teddy Infuhr, Victor Kilian, George Meader, Matt Moore,Constance Purdy, Addison Richards, Erskine Sanford, Janet Scott, Clarence Straight, Dave Willock

 Saygılarımla 
Eray Eliçora



16 Ekim 2013 Çarşamba

Aynadaki Gibi

           Genç bir kadın olan Karin bir akıl hastanesinde bir süre kaldıktan sonra ailesine geri döner. Döndüğü adada onunla birlikte yalnız ağabeyi ve nazik ancak gittikçe umutsuzlaşan kocası da bulunmaktadır. Aralarına gezgin ve çocuklarına bir yabancı olan dünyaca ünlü yazar babaları da katılır. Karin’in gerçekler ile ilgili algıları gittikçe kayar ve aile üyeleri arasındaki bağlar bu hakikatin ışığı altında değişir…

            Zer kadrini zerger bilir ne bilsin her geda (altının değerinden sarraf anlar).Bergmanı anlamak çok kolay değildir. Aslında çok zordur. Sadece sizde bir etki yaratmış ise, ve bu etkinin gücü ne kadar ise, sizin iç aleminizdeki kertelere, size özel anlara, hatıralara dokunarak haz duyarsınız. Bu anlamak değildir, ruhunuzda bir titreşim oluşturmuştur. Sanatta budur zaten. Kadim zamanları size hatırlatmak…Ne ola acep…Tarkovsky, Kurosawa gibi. Çoğu anladığını zanneden, -iddia ederim- yanlış anlamıştır. Sinema eleştirmenleri dahil. Çünkü dehayı kısıtlamış olursunuz. Bir defa bunlar sanatçıdır. Sanatcının anlaşılmak gibi bir kaygısı yoktur. Aslında, tüm sanat eserleri içinde böyledir ama, sinema sanatı hele hele Bergman ve Tarkovsky den bashsediyorsak filmde (kadraj kadraj şiirdir herbiri) anlatıldığını kimse izah edemez. Bu ustaya saygısızlık olur, ben seni deşifre ettim, güya. Büyük ressamların resmi gibi, örneğin Michelangelo. Yada Mozartın bir senfonisi. Aslında çeviride yanlıştır. Orjinal dilinde izlemek (ki bu çoğumuz için çok zordur) en doğrusudur. Bir şiiri orjinal dilinden başka bir dile çeviremez siniz. Kim olursanız olun. İçindeki ruh, mana, hikmet, özgünlük ve estetik ortadan kalkar. Mazruf örtülür, zarfa aşinalık başlar. yani özü bırakıp kabukla ilgilenilir. İşte Diyojenden yüzyıllar sonra eline kamera alıp, İnsanı arıyorum diyen bu bilgeler, şu anki 7 milyar homo sapiens türü içinde, acaba kaç insanda maddeden manaya, Egodan canana Kesretten(çoklukdan), teke giden, bir yol açabilmiştir. Gülistan ortadadır da koklamaya nazlanırız, diken bahensi olur. Çünkü rüyadan uyanmak istemeyiz. Gerçek aşikar ve el-an ortadadır ama, görene. Ego yu tatmin ile uğraşan, maddeperest homo sapiens, ölümün rüyası olan yaşam denen uykuda rüzgarın önündeki yaprak gibi savrulur, savrulur, savrulur, sonsuza değin. Evet, evvel SÖZ var idi, ondan alaka kesb edildi ve ondan AŞK zuhur etti. Tekin kesrette seyri başladı. Kendinden kendine olan seyr…evvel söz vardı, söz aşkı, oda seyri doğurdu. Seyredelim.